KİRAZ ÇİÇEĞİ
Gök gürültülü sağanak yağışlı karanlık bir ay geçirmişti İstanbul. Çocuklar günlerdir pencerelerden dışarıyı seyredip sokakta oynadığı günlerin hayalini kuruyor yeniden o sokaklara dönmek için can atıyordu ama güneş bir türlü güzel yüzünü göstermiyordu.
Bazen gizli gizli evden kaçanlar tepeden tırnağa çamura bulanmış bir halde eve dönüyor; yaptıkları bu yaramazlıklar yüzünden çoğunlukla bu kaçaklar günün sonunda yatakta ağızlarında ateş ölçer ve alınlarında ıslak bezle güne veda ediyorlardı.
İlkbaharın yaklaştığı bu günlerde evden en çok kaçıp en çok öksürük şurubu içen Emir’di. Annesi içi kıpır kıpır olan sürekli sokakta koşturmak isteyen oğlunu durdurabilmek için ona yeni bir tablet almıştı içerisinde sayısız oyun olan harika bir tabletti. Bu tablet Emir’ in o kadar dikkatini çekmişti ki geceleri herkes uyuyunca uyanıp sabahlara kadar tabletiyle oyun oynuyordu.
Ve günlerden bir gün güzel bir nisan sabahında güneş parlak yüzünü tüm şehre göstermiş kuşlar cıvıldamış, çocukların kapılardan pencerelerden sokaklara koşuşmuştu. Bütün mahallede yankılanan çocuk seslerini dinleyen büyükler bu neşeye ortak olmak içim çayını kekini alıp parklara koşuşmuştu. Sokakların en iddialı iki takımı bir araya gelmiş maça başlamak üzereydiler ki bir şey far kettiler, bir oyuncu eksikti üstelik en iyi golcü yoktu bu eksiklik takımın biraz canını sıkmıştı tüm gözler onu aradı ama o tabletinin başındaydı. Evet, bu eksik oyuncumuz Emir’di.
Takımın tecrübeli kaptanı Ege en sevdiği arkadaşını çağırmak için koşarak apartmanın merdivenlerini tırmandı, zile uzun uzun bastı. Kimse kapıyı açmayınca vazgeçmedi tekrar tekrar bastı. Biraz sonra kapıyı açan Emir yüksek bir ses tonuyla;
-Ne var Ege neden uzun uzun zili çalıyorsun ne oldu ?
Diye çıkıştı.
Ege, arkadaşının bu tepkisine anlam veremedi ve ona sakin bir ses tonuyla;
-Emir maç var seni bekliyoruz, bütün takım orda seni bekliyor gelmeyecek misin ?
Diye sordu.
Emir, sadece ‘’hayır!’’ deyip kapıyı yüzüne kapattı.
Ege, bu olup bitene anlam veremedi şaşkın bir şekilde birkaç dakika kapıyla bakıştı, tekrar zili çalmalı mıydı? Yoksa vazgeçip takımına yeni bir golcümü bulmalıydı.
Sonunda Ege kapıdan ayrılmaya durumla ilgili parkta çay keyfi yapan Emir’in annesi Sezen teyzeden bilgi almaya karar verdi ve koşarak parka gitti.
Sezen Teyze çayından bir yudum alacakken Ege’nin ‘’Sezeeen Teeeyzeee’ diye bağırmasıyla birazcık korktu, sonra Ege’nin bu heyecanını anlamak için ona sordu.
-Ege’ciğim ne oldu ne bu telaşın birine bir şey mi oldu?
Ege biraz soluklanıp sakinleştikten sonran cevap verdi.
-Yok yok kimseye bir şey olmadı ama sen sevdiğim arkadaşım az önce benim yüzüme kapıyı kapattı ve maça çağırmama rağmen dışarı bir adım bile atmadı O’na ne oldu diye soracaktım?
Sezen Teyze içini çekerek;
-Maalesef Emir tabletten başka bir şeyle ilgilenmiyor bazen yemek bile yemiyor bizimle sohbet etmiyor, dışarı çıkması için zorlasam bile bana küsüp odasına kaçıyor.
Dedi.
Arkadaşının bir tablet bağımlısına dönüştüğünü duyan Ege duruma çok üzüldü arkasını dönüp yavaş yavaş top oynayacakları yere doğru yürüdü, aklında tek bir şey var vardı o da arkadaşını bu durumdan kurtarmak.
Peki ne yapabilirdi? Böyle düşünceler içinde birkaç gün geçirdikten sonra tekrar Emir’ le konuşmak için evine gitti. Sezen Teyzesi Ege’yi misafir etti ona yeni yaptığı kurabiyelerden verdi, Ege kurabiyeleri yerken odasında oyun oynayan Emir ile yapacağı konuşmayı planlıyordu. Kurabiyesini bitirdikten sonra odaya doğru yöneldi, kapıyı açtı ve içeri girdi Emir tabletten kafasını bile kaldırmıyordu. Ege arkadaşının başında bir süre bekledi, duruma sinirlenen Emir tableti kenara bırakıp arkadaşına dik dik baktı ‘’ne var’’ dercesine kafasını salladı. Ege gülümsedi sadece ‘’hiç’’ dedi. Emir oynamaya devam etti Ege orda değilmiş gibi davrandı.
Ege kafasındaki planı artık devreye sokma vakti geldi diye düşündü, odanın bir köşesinde prize takılı olan şarj cihazını çaktırmadan çıkarıp cebine koydu ve salona geri döndü. Emir’in annesinden evdeki diğer Şarj cihazlarını vermesini istedi ve hepsini toplayıp evden çıktı.
Artık planın ikinci devresini beklemeye başladı Emir şarjı bite bitmez tabletini şarja takmak için cihazları arayacak bulamayınca mecburen sokağa çıkacaktı, sabırla sokağın başında bekledi birkaç saat sonra apartmanın kapısı açıldı, sonunda beklediği olmuştu gözlerinden ateş fışkıran Emir sinirli sinirli üzerine doğru geliyordu ama O çoktan şarj cihazlarını saklamıştı bile.
Emir, Ege’nin yanına gelip ona bağırarak;
-Sen mi aldın?
Diye sordu.
Ege arkadaşına gülümseyerek,
-Evet, ben aldım onları geri almak istiyorsan benimle bir anlaşma yapmalısın.
Dedi.
Emir’in siniri daha da arttı ama tabletine kavuşmak için yapacak bir şeyi olmadığı anladı ve anlaşmanın şartlarını sordu.
Ege, sinirli arkadaşına sakin sakin şartları anlattı.
Birinci şart parktaki kiraz ağacına kadar koşu yarışmasıydı.
Ege ile Emir sokağın başına gelip biraz ilerdeki parka kadar koşmak için hazırlandılar.
Biiir ikiii üüüç, derken yarış başladı iki arkadaş var gücüyle koştular Emir biraz geride kalınca hızlandı ve Ege ye yaklaştı, Ege kahkaha atarak koşuyordu. Parktaki kiraz ağacına ilk gelen Emir oldu, nefes nefese kalmıştı nefesini toplayabilmek için derin derin burnundan nefes almaya başladı. O an burnuna dolan çiçek kokuları ona hafızasında neşeli ve eğlenceli bir yolculuk başlattı. Bu en sevdiği kokuydu, kiraz çiçeği kokusu.
Emir’in yüzünde kazanmanın verdiği sevincin gülümsemesini gören Ege,
-Emir harikasın, beni geçebileceğini sanmıyordum.
Emir sırıtarak cevap verdi,
-Beni geçebileceğini düşünmen çok komik biliyorsun ben bu mahallenin en hızlısıyım.
Dedi.
İki arkadaş dinlenmek için ağacın altına uzandılar gökyüzünü seyretmeye başladılar.
Gökyüzünü süsleyen beyaz bulutları izlerken bulutların arasından güneş parladı ve kiraz ağacının o güzel çiçeklerinin arasından iki arkadaşın yüzüne yansıdı. Çiçekler o kadar güzel görünüyordu ki çocuklar birkaç dakika hayranlıkla seyrettiler sonra Ege, Emir’ e dönerek ona sordu;
-İkinci aşamaya geçmek ister misin?
Emir cevapsız kaldı, çünkü o an ağaçtan bir çiçek düşmüş o çok sevdiği kokusuyla burnunun üstünde duruyordu.
Ege çıt çıkarmadan bekledi. Emir sessizce çiçeği kokluyordu.
Sonra birden bire Emir ayağa fırladı
-Ege beni oyalama bir turnuvanın ortasındaydım hemen gidip tabletimi şarj etmem ve bu maçı kazanmam lazım. Dedi.
Ege,
-O zaman gelelim anlaşmanın ikinci şartına. Tabletine kavuşmak için birazdan yukarı mahallenin çocuklarıyla yapacağımız maçta sende oynayacaksın ve en az 5 gol atacaksın.
Dedi.
Emir için bu kolay bir şeydi çünkü bu semtte ondan daha iyi bir golcü yoktu.
Maçın yapılacağı yere geldiler takımlar hazırlandı ve maçları başladı.
Bol gollü bu maçta kazanan rakip takım olsa da Emir söz verdiği gibi 5 golünü atmıştı.
Yenilmelerine rağmen bütün takım golcü arkadaşlarının etrafında toplandı onu tebrik etti ve omuzlarına alıp sahada koşturmaya başladılar.
Emir bu kadar sevildiğini bilmiyordu kendini çok büyük bir golcü gibi bir şampiyon gibi hisseti arkadaşları onu omuzlarında bakkala doğru koştururken aklından şarj cihazının orda saklı olacağı geçti.
Ama beklemediği bir şey oldu önceden durumdan haberdar olan Bakkal Amca elinde bir kasa gazozla bekliyordu, ilk açtığı gazozu Emir’ e verdi. Gazoz kapağını çöpe atacakken Emir’in aklına geçen yıldan beri biriktirdiği ama uzun zamandır ilgilenmediği kapak koleksiyonu geldi ve Bakkal Amcanın elinden kapağı hızlıca kapıp cebine koydu. Bu hareketine bütün takım arkadaşları çok güldüler O’da onlara eşlik etti ve kahkahalar eşliğinde gazozlar içildi.
Artık güneş batmaya yakındı çocuklar birer birer ayrılıp evlerinin yolunu tutarken Emir heyecanla Ege’ye gazoz kapağı koleksiyonunda olmasını istediği ve kimsede eşi benzeri olmadığını iddia ettiği kiraz çiçeği desenli kapaktan bahsediyordu. Bu sohbet Emir’in yaşadığı apartmanın kapısına kadar sürdü Emir içeri girmeden önce çöpe gitmekten son anda kurtardığı kapak aklına geldi ve elini cebine attı.
Maalesef kapak orada yoktu, Çok üzüldü Ege’den kapağı aramak için yardım istedi, geldikleri yolları dedektif gibi inceleyerek bakkala doğru yürüdüler. Artık batmak üzere olan güneş ileride bir şeye yansıyor ve ışıl ışıl parlatıyordu. Koşarak bu parlak şeyin yanına geldiler Ege eğilip aldı ve gözleri kocaman açıldı;
-Emir! Senin aradığın gazoz kapağı neydi hani o en çok istediğin?
Diye sordu.
Emir’in kalbi heyecanla atmaya başladı bir anda tableti, şarj cihazını ve kaybettiği kapağı unuttu ve Ege’ ye bakarak ‘’ kiraz çiçeği’’ diye mırıldandı.
Ege yavaşça avucunu açıp Emir’e kapağı gösterdi, Emir’in az önce heyecanla çarpan kalbi bu kez sanki davul çalar gibi güm güm ediyordu.
Evet, bu oydu yıllardır aradığı ama bir türlü bulamadığı koleksiyonun tek eksik parçası ‘’Kiraz çiçeği desenli kapak’’
İki arkadaş sarılıp zıplaya zıplaya bağırıyor sesleri mahallenin her yerinde duyuluyordu, sevinçle koşarak eve doğru koşuyor ve koleksiyonu tamamlamak için can atıyorlardı.
Apartmanın merdivenlerini üçer üçer çıkıp kapıya geldiler ikisi birden kapıyı çalmaya başladı, Kapıyı açan Emir’in annesi daha ‘’Hoşgeldiniz’’ bile diyemeden çocuklar çoktan iki yanından hızla geçip odaya yöneldiler.
Anne duruma anlam veremedi ve oda peşlerinden koştu, uzun zamandır gözü tabletten başka bir şey görmeyen oğlan ne olmuştu? Merakla odaya girdi çocukların tabletin başında olacağını düşünüyordu ama onların gazoz kapağı koleksiyonunu dolaptan çıkarmaya çalıştıklarını gördü ve hemen yardım etti. Kutu açıldı içinde her renkten her desenden kapak vardı, hepsi özenle toplanmış ve tertemizdi.
Emir cebinden kapağı çıkarıp tıpkı bir kupa kazanmış şampiyon gibi ilk önce öptü sonra havaya kaldırdı.
Annesi ve Ege alkışlayarak bu sevince ortak oldular.
Sonra kapak Emir tarafından koleksiyona katıldı, artık koleksiyona tamamlanmıştı bu gurur verici bir olaydı ve Emir bu kapağı bulmasına yardım ettiği için Ege’ ye tekrar tekrar sarılıp teşekkür etti.
Ege, Emir’in omuzlarından tutarak gözlerine baktı ve ona şöyle söyledi,
-Bu kapağı ben yerde buldum ve sana verdim yani yarısı benim sayılır, eğer yine o tablete bağlı kalırsan bende kapağımı geri isterim.
Emir, Ege’ ye sarıldı;
-Sana söz bundan sonra bir tablete bağımlı kalmayacağım artık her zaman seninle yanyana olacağım, eskisi gibi takımın en iyi golcüsü olacağım.
Dedi.
İki arkadaşın bu mutluluk dolu anına şahit olan anne gözyaşlarını tutamadı ikisini birden kucakladı.
-Var mısınız bunu kutlayalım? Kirazlı kek yapmıştım hadi üzerine bir mum koyup hep beraber üfleyelim.
Diye çocuklara seslendi.
Çocuklar ‘’oleeey’’ diyerek mutfağa koştular, o muhteşem kirazlı kek ve limonata ile kutlamalarını yaptılar.
O gün sona erdiğinde Emir, bunca zamandır odasında takılıp kaldığı ve arkadaşlarından uzak kaldığı için üzüldü ama çok geç olmadığını daha önlerinde uzun bir yaz olduğunu düşünerek uyudu.
Emir ve Ege sonraki günlerde neredeyse hiç ayrılmadılar, Emir artık tabletle oynamıyor Ege’ de arkadaşının bu kötü alışkanlığına geri dönmemesi için sürekli yeni oyunlar buluyordu. Kiraz çiçeği büyük bitmeyen bir dostluk başlatmıştı ve bu sonsuza kadar sürdü.
SON